Navigation Menu+

Kurumumun İnternetteki Varlığı Yönetiyorum

Şub 2, 2010 / Sektör Takibi

nahidemutlu

 

Yeni medya uzmanı ve blog yazarı Nahide Mutlu,internette yer alma kavramını ve kurumunuzun internette yönetme inceliklerini bizler için yazdı.

Yazısının sonunda ise dikkat çekici ve fark yaratan kurumları, internet projeleriyle bizle paylaştı:


İnternette var olmak ya da
olmamak…

Çok değil, on yıl önce birileri bize
herkesin günde en az iki saatini internet başında geçireceğini söyleseydi
sanıyorum pek inandırıcı olmazdı. O zamanlar internet geek'lerin oyuncağıydı,
sıradan insanlar internette bu kadar fazla zaman geçirmezdi. Bugün artık cep
telefonlarının bile internete bağlanabildiği bir dönemde yaşıyoruz ve yeni
tanıştığınız bir kişiyi profesyonel network'ünüze eklemek istediğinizde kişinin
Linkedin veya Xing'te bulunmaması 
şimdilerde bir çeşit eski kafalılık göstergesi sayılıyor. Cep telefonu
yeni yeni yaygınlaşırken bazı kişiler vardı "Ben cep telefonu kullanmam. Böyle
de istediğim kişiyle haberleşebiliyorum" diyen. Prensip meselesiydi (?!) yani
cep telefonu kullanmamak… Şimdi cep telefonsuz kimse var mı çevrenizde? Bazı
kişilerde de aynı tavırla sosyal medya fobisi, interneti karmaşık bulma,
kullanmayı reddetme durumunu gözlüyorum. Herkesin teknolojiyle ilişkisi farklı
olabilir, fakat sosyal medyayı kullanmaktan hoşlanmamak aynı zamanda internette var olmama sonucunu
doğurabiliyor.

"İnternette var olmak" kavramı

İnternette (var) olmak
diye bir kavram var. (İngilizce'de internet
presence
veya web presence
denilen şey. Türkçe'de kelime karşılığı tam olarak var olmak değil. Fakat yazının devamında açıklanan nedenlerden
dolayı bu konu bana göre bir var oluş meselesi.) İnternet üzerinde web siteniz,
blogunuz, sosyal ya da profesyonel sitelerdeki profiliniz, bu alanda
gösterdiğiniz aktivitelere göre internette "var" ya da "yok" olabiliyorsunuz. Buna
arama motorları karar veriyor.

 

sosyalmedyaKişilerin
internette var olup olmaması prensip meselesi (?!) olabilir. Fakat kuruluşların
internette var olması kesinlikle hayati önem taşıyor. Bugün rekabet içindeki
hiçbir kuruluşun, hele hele hiçbir markanın, bir web sitesi yapıp, içine hakkımızda, ürünlerimiz, hizmetlerimiz,
referanslarımız
vs. türünden 
bilgiler koyup internetteki varlığını garantiye aldığını düşünmemesi
gerekiyor. Çok basitçe anlatmak için aynı segmentte ürünleri olan ve aynı hedef
kitleye sahip iki markayı ele alalım: Biri internette kendini ifade etmek ve
artık günlük hayatın bir parçası haline gelmiş bu medyada varlığını sürdürmek
için bilinen tüm yöntemleri deniyor. Web sitesi, e-bülten, kampanya haberleri
gibi pek çok yoldan sesini duyurmaya çalışırken, hedef kitlesinin en sık
kullandığı internet araçlarını da kullanarak (Twitter, Facebook vb.)
görünürlüğünü arttırıyor. Hatta kurumsal bir blogu da var ve tıpkı hedef
kitlesinin yaşıtı ya da arkadaşı gibi onlarla deyim yerindeyse "konuşuyor". Diğer
markanın da web sitesi var. Hedef kitlesine sürekli olarak e-postalar
gönderiyor. Ama hedef kitlesindeki herkesin zaten ikişer-üçer tane e-postası
var ve gönderdiği e-postalara neredeyse hiç geri dönüş alamıyor. Hedef kitlesi
ilk başlarda bu markaya kendilerine e-posta göndermesi için izin vermiş olsa
da, bir süre sonra bu tek taraflı konuşmadan (monologtan) sıkılmış ve
e-postaları spam olarak işaretliyor.

 

            İki
marka örneğini, internetin ne kadar dinamik olduğunu ve internet kullanım
alışkanlıklarının her geçen gün nasıl değiştiğini anlatmak için verdim. Nasıl
ki hedef kitleniz günde en az iki saat televizyon izlerken "televizyonda tanıtım yapmak istemiyorum" demiyorsanız, Türk
gençliği günde en az iki saatini internet başında geçirirken de "internette var olmak benim için önemli
değil"
diyemezsiniz, dememelisiniz. Yarın internette bambaşka platformlar
oluşabilir ve kullanım alışkanlıkları şu anda öngörmediğimiz bir yöne doğru
gidebilir. Bu noktada kritik olan şey, hedef kitlenizin internet kullanım
alışkanlıkları doğrultusunda internetteki
varlığınızı yönetmek olmalıdır.

 

Kurumlar internetteki varlığını nasıl yönetebilir?

            Şu
anda kullanılan arama motorları kelime veya kelimelerle yapılan aramaları
sonuçlandırır. Örneğin "çikolata"
kelimesiyle yapılan bir aramada en üstte çıkan web sitesi sizi şaşırtabilir.
Türkiye'deki en büyük çikolata üreticisi olabilirsiniz, çok iyi hazırlanmış bir
web siteniz de olabilir. Buna  rağmen
aramada birinci  sayfada bile yer
alamayabilirsiniz. Sebebi, internetteki
varlığınızın, aynı kelimelerle var olmaya çalışan başkalarına göre düşük
olmasıdır.

 

            Arama
motorları, sadece kelime ile arama sonucunun birebir ilişkisine bakmaz. Bir
sitenin trafiği, rank'i (sıralamadaki yeri), siteye verilen bağlantılar, varsa
blogunun popülaritesi, sosyal medyadaki varlığı gibi pek çok şeyi hesaba katar.
Biraz önceki çikolata kelimesiyle arama örneğinde ilk sırada bir amatör video
(isminde çikolata kelimesi geçen) ya da bir film fragmanı çıkarsa, sebebi
budur. Bu noktada internetteki
varlığınız için bir strateji geliştirmeniz ve planlı olarak uygulamanız
gerekir.

 

            Birkaç
yıl önce web siteniz için SEO (arama motoru optimizasyonu) yaptırmak çok
önemliydi. Bunun için bu hizmeti veren bir şirkete para ödüyordunuz. Bugün hala
önemli, fakat SEO artık bir sır değil, herhangi bir webmaster da size bu konuda
önerilerde bulunabilir ve sitenizin
optimizasyonunu kolayca gerçekleştirebilirsiniz.

 

            Son
yıllarda internette iki önemli kavram, arama motorlarının sıralama  parametrelerini etkiledi: Birincisi bloglar.
Kişilerin web günlükleri olan bloglar o kadar ilgi çekti ve yayıldı ki,
internetteki içeriğin büyük bir kısmını onlar oluşturuyor. Dünyada kabaca 70
milyon blog var. Kimi yemek tarifi veriyor, kimi internetten para kazanma
tüyosu. Kim, hangi konuda bilgi sahibiyse, o konuda yazıyor. Bloglar tek başına
yayın yapan birer medya aracı gibi; kendi yayın politikaları, kendi icerikleri
ve kendi izleyicilerine sahipler. Markanız adına siz de bir blog
oluşturursanız, izleyici kitlenizle bu medya aracılığıyla daha rahat iletişim
kurabilir, internetteki varlığınızı pekiştirebilirsiniz. Blogları bu noktaya
getiren en önemli özellikleri, samimiyetleri. Bloglarda yayınlanmış bir
bilginin, bir web sitesinde ya da basın bülteninde yayınlanan bilgiye göre çok
daha fazla inandırıcılığı var. Hedef
kitlenize vereceğiniz mesajların daha inandırıci olmasını istiyorsanız, bu
gerçeği göz ardı etmeyin.

Kurumunuz İnternetteArama
motorlarını yönlendiren bir diğer kavram sosyal medya. Yani Twitter ve Facebook
gibi siteler. Bu sitelerde açılan profiler, o kadar fazla veri içeriyor ki
(fotoğraf, video, etkinlik davetleri, mesajlar vb.) burada yer alan ve örneğin
300 bin kişi tarafından izlenmiş bir videonun arama sonuçlarını etkilememesi
artık mümkün değil. Daha somut bir örnek vereyim. Markanızın reklam filmini
resmi web sitenizde yer aldığı takdirde, sitenizin trafiğinin belli bir oranı
kadar kişi (örneğin %30'u) izler. Oysa Facebook'ta markanız adına bir  sayfa (page) olsa, bu reklam filminin servisi
yapıldığı takdirde, page izleyicilerinin sayısı kadar kişi yayınlandığı anda
bundan haberdar olur. Belli bir kısmı reklam filmine tıklar (yine %30 diyelim).
Page izleyicilerinin %30'unun networkundeki herkes "arkadaşınız şu videoyu
izledi" diye anında haberdar edilir. Onların da bir bölümü ilgisini çekerse bu
videoyu izler ve izleyenlerin arkadaşları da "arkadaşınız şu videoyu izledi"
diye anında haberdar edilir. Bu böyle zincirleme gider. Kendi web sitenizde
video yayınlayarak bununla 
yarısamazsınız. Kendi sitenizde yayınlayacağınız videonun altına "bunu
Facebook'ta paylaş" ya da "bunu Twitter'da paylaş" gibi butonlar ekleyerek yayılmasına bizzat katkıda bulunabilirsiniz
-ki bu da zaten kurumsal olarak internette var olma çabasıdır.

 

Natali'nin
konuğu olduğum için uzun uzun yazamıyorum, yazıyı burada toparlamam gerekiyor.
Özetle

  • İnternet artık "sokaktaki
    vatandaş için bile vazgeçilmez" oldu
  • İnternet kullanıcılarının
    büyük bir kısmı zamanının sosyal paylaşım sitelerinde geçiriyor
  • İnternet kullanıcsı olmak
    artık son derece aktif olmayı gerektiriyor: İnternet kullanıcısı okuyor,
    beğendim/beğenmedim diye oy veriyor, yeri geliyor kendi yazıyor, beğendiği
    şeyleri takibe alıyor veya eşe-dosta gönderiyor.
  • İnternet kullanıcılarının
    bu alışkanlıkları göz ardı etmek internetteki varlığınızı azaltırken, bu
    alışkanlıklara kurumunuzu (markanızı) dahil etmek, internetteki varlığınızı ve
    görünürlüğünüzü arttırıyor.
  • İnternette her geçen gün
    iletişim platformları çeşitleniyor. Blogların ya da sosyal paylaşım sitelerinin
    bu noktaya gelebileceğini önceden kimse tahmin edemezdi. Yeni iletişim
    biçimlerini anlamaya ve iletişim stratejinizin bir parçarçası haline getirmeye
    çalışın.
  • Bir an önce harekete geçin,
    geride kalmayın.


Dikkat çekici örnekler

Yukarıda
anlattığım güncel trendleri izleyerek internette var olmanın başarılı örneklerini
oluşturan markalar var. Vereceğim örnekler en iyinin en iyisi oldukları için
değil, kitleleriyle kurdukları iletişim türü, dili ve amaca uygunluk bakımından
dikkat çekici.

Kurumsal blogu başarılı bir biçimde kullanarak fark yaratan
markalar:

            Southwest Havayolları: Amerikan
havayolu şirketi Southwest'in kurumsal blogunun adı Nuts About Southwest.
Pazarlamacıdan PR'cıya, kaptan pilottan satış direktörüne kadar içeriğe katkıda
bulunabilecek pek çok çalışan bu blogda yazıyor. Southwest'in yolcuların
görmediği yönlerini anlatan yazıları ve blogun "yarı-gayrıciddi" üslubu
popülaritesini arttırıyor.

            General Motors: Fast Lane Blog adını
taşıyan resmi blogu ile General Motors, markanın meraklılarına tasarımdan
üretime tüm süreçlerle ilgili ilginç hikayeler anlatıyor. Bu hikayelerin basın
bültenlerinden çok daha etkili olduğunu farkeden yöneticiler, blogu sahiplenmiş
durumda. Blogun Facebook ayağını takip eden 107 bin kişi var.

            Marriott International: Marriott
oteller zincirinin resmi blogu, hizmet sektöründe marka tanıtımı için çok
ilginç bir örnek. Kendini teknofobik olarak tanımlayan CEO Bill Marriott,
sektördeki tecrübelerini ve otelcilik hakkındaki düşüncelerini paylaşıyor.

            Adobe: Adobe, ürettiği farklı
markalarla farklı kullanıcılara yönelik olarak birden fazla blog yayınlıyor.
Uzman oldukları konularda çalışanlarinı bilgi paylaşmaya ve blog yazmaya
özendiren Adobe'nin bu çalışması, blog yazanları birer evangelist gibi
çalışmaya yöneltiyor. Markaya hayranlık ve bağlılık o düzeyde ki, Adobe
kullanıcıları da çeşitli dillerde ceşitli bloglar yayınlıyorlar.

           

Sosyal medya da var olmayı ciddiye alan bazı markalar:

Nutella: Facebook'ta adına 500'den fazla sayfa var. Bunların çoğu hayranlar
tarafından farklı dillerde oluşturulmuş. En büyüğünün yaklaşık 3.5 milyon
hayranı var. Gerisini siz düşünün…

Starbuck's: Facebook'ta Starbucks va Starbucks ürünleri adına ayrı ayrı açılmış
pek çok sayfa var. Resmi sayfanın 5 milyondan fazla hayranı var. Twitter'da
farklı departmanlar adına (insan kaynakları, halkla ilişkiler vb) farklı
hesaplar üzerinden iletişim sağlasa da Starbucks adını taşıyan hesabın
mesajlarını sürekli takip eden yaklaşık 700 bin kişi var.

Google: Blogu temel bilgi kaynağı olduğu gibi Twitter'daki haber ve
duyurularını izleyen 2 milyondan fazla kişi var.

Paylaş